Mehmed Şemseddin Efendi Tekkesi

Tekkenin tanıtımı

Kādirîliğin Resmiyye koluna bağlı bir başka tekke, Hırka-i Şerîf câmii yakınlarında, Keçeciler caddesinde, Akşemseddin Câmii’nden yaklaşık 50 metre ötede bulunmakta idi. Bânisi, oradaki evini ve bahçesini Kādirî tekkesi olmak üzere vakf etmiş olan Mehmed Şemseddin Hazretleri, vakfiye târihi 1203/1788-89, âyin günü Perşembedir. ‘Akşemseddin Tekkesi’ ve ‘Şeyh Muhyî Efendi Tekkesi’ diye de adlandırılan tekke, rûmî 1311, mîlâdî 1895-96 yılında Müşir Âsaf Paşa tarafından onarılmıştır. Onarımı anlatan kitâbede “es-Sultan ibni’s-Sultan el-Gâzî Abdülhamîd-i Sânî Hazretleri’nin asr-ı hümâyûn-ı mülûkânelerinde müşîrân-ı izâmdan Âsaf Paşa Hazretleri işbu dergâh-ı şerîfi müceddeden inşâ eylemiştir 1311” yazılıdır.

Onarım kitâbesi

Onarım kitâbesi

Keçeciler Caddesi üzerinde Hurrem Çavuş Câmii karşısında Mahmud Bedreddin Uşşâkî Hazretleri’nin 1196/1781-82 yangınından sonra ihyâ ettiği bir Uşşakî tekkesi var imiş. Şeyh Mahmud Bedreddin Hazretleri bir gün dergâhına giderken, önünden geçtiği bir bakkal dükkânının yerinde ilerde bir gün Kādirî dergâhı olacağını söylemiş, hakîkaten de orada Mehmed Şemseddin Efendi Tekkesi yapılmıştır.

Evliyâ Çelebi, Seyâhatnâme’sinde Ali Paşa yakınlarında bulunan bir Akşemseddin Tekkesi’nden bahseder. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi’nde ortaya atıldığı gibi bu tekkenin Bayrâmîliğe mensub bir tekke olması, zamân içinde ortadan kalkmış veyâ meşîhatının kesilmiş olması, Âhî Hazretleri’nin verdiği ivme ile tekrar canlanmış olması — her ne kadar elimizde buna dâir kesin bir belge yok ise de — ihtimâl dâhilindedir. Bu tekkenin bânisi Mehmed Şemseddin Efendi’nin, Akşemseddin Hazretleri’nin halîfelerinden İbrâhim Tennûrî’nin soyundan gelmiş olması, ihtimâli daha da kuvvetlendirmektedir.

Tekkenin iki katlı ahşap meşruthânesinin latası 1965 Aralık ayında çökmüş ve binâ yıkılmıştır.

Türbe

Mehmed Şemseddin Türbesi

Bugün tekkeden sâdece bir türbe kalmış. Türbede üç sanduka vardır. Sandukaların birinde Mehmed Şemseddin Hazretleri, birinde Mehmed Muhyiddin Hazretleri, birinde Nâile Sultan ile Hatice Gülşen Sultan yatmaktadır. Nâile Hanım, Mustafa Âhî Hazretleri’nin küçük kız kardeşidir. Hatice Gülşen Hanım ise Mehmed Muhyiddin Efendi’nin kızıdır. Türbenin arkasında yatan fakat sandukası olmayan başka kişiler de vardır.

Türbeyi ziyâret eden kısmet arayan kızların kısa zamanda eş buldukları, sârâlı kişilerin hastalıklarının — tamâmen geçmese de — hafiflediği görülmüştür.

Türbeden bir çok şey çalınmış olup, birkaç eski levhadan başka bir şey kalmamıştır. Levhalardan birinde besmele-i şerîf, birinde “Yâ Hazret-i Şeyh Seyyid Sultan Abdülkādir Geylânî”, birinde de

Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsâvîdir
Ânınçün âşığın zikri amandır yâ Resûlallah

yazılıdır. Duvarda Mescid-i Nebeviyye’nin bir planı asılıdır.

Mehmed Şemseddin Tekkesi postnişînleri

Şimdi tekkenin postnişînleri Mehmed Şemseddin, Ahmed İzzeddin, Mehmed Muhyiddin, Câfer Hayrullah Hazretleri hakkında bildiklerimizi ziyâretçilerimizle paylaşalım.

Mehmed Şemseddin Hazretleri

Tekkenin ilk şeyhi, Mustafa Resmî Âhî Hazretleri’nin halîfesi Mehmed Şemseddin Hazretleri’dir. Mehmed Şemseddin Hazretleri aslen Kayserili olup Akşemseddin Sultan’ın halîfelerinden İbrâhim Tennûrî’nin (r. 887/1482) soyundan gelmektedir. Mustafa Resmî Âhî Hazretleri’nin küçük kızkardeşi Nâile hanım ile evlenmek bahtiyarlığına erişmiş olan bu mübârek kişinin bir dîvançesi vardır. Pîri için söylediği şiirler, Mustafa Resmî Âhî Hazretleri’nin rehberliği ve kişiliği hakkında birinci kaynağımızı oluşturuyor. Mehmed Şemseddin Hazretleri 1227/1812 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu.

Mehmed Şemseddin Hazretleri’nin telif ve istinsâhları

Mehmed Şemseddin Hazretleri birçok esere imzâ atmış çalışkan bir zâtdır. Tesbit edebildiğimiz eserlerinin listesini sunuyoruz.

  1. Dîvançe. Mehmed Şemseddin Hazretleri’nin dîvânıdır. Dîvançenin bir nüshasının tamamına erişebilirsiniz. ‘Yâ Ebâ Sâlih’ redifli şiiri ilâhî olarak bestelenmiş ise de bestesini bilmiyoruz. ‘İsyân ile geldim sana’ mısrâı ile başlayan şiir de Ceylan Baba’nın oğlu Fâdıl Ceylanoğlu tarafından ezgilenerek ilâhî olmuştur.
  2. Âhî Târih Manzûmesi. Mehmed Şemseddin Hazretleri’nin, pîri Mustafa Resmî Âhî Hazretleri’nin Hakk’a yürüyüşünden sonra yazdığı bu şiir Süleymâniye Kütüphânesi Hacı Mahmud Efendi Bölümünde, 2673 numaralı kitabın, 188a, 188b varaklarında bulunuyor.
  3. Garîkî Dîvânı ve Şerhi. Mehmed Şemseddin Hazretleri, Garîkî bin Yusuf bin Mezyid Hazretlerinin dîvânını 1209/1794-95 yılında istinsâh etmiştir. Satır aralarında kırmızı kalemle açıklamalar vardır. Bu açıklamalar Mehmed Şemseddin Hazretleri’nin değildir, onun kullandığı nüshada da bu açıklamalar vardır.
  4. Esrâr-ı Evliyâ. Yukarıda bahsedilen dîvânın arkasında (varak 103b) Garîkî’nin Esrâr-ı Evliyâ adlı risâlesi vardır. O da Mehmed Şemseddin Hazretleri tarafından 1209/1794-95 yılında yazılmıştır.
  5. Kasîde-i Şeyh İbrâhim Aksarayî ‘Oğlanlar Şeyhi’ diye tanınmış olan İbrâhim Aksarayî Hazretleri’nin iki kasîdesi.

    Kıdem bahrinin emvâcı gelir bir bir, gider bir bir
    Bu çarhın gerdişiyle devr eder şâm seher bir bir

    beytiyle başlayan ve ‘Kasîde-i râiyye’ adını taşıyan kasîde ile,

    Cihânı cümle zatında görür zâhir dil-i dânâ
    Dil-i dânâ’da zâhirdir eğer dünyâ eğer ukbâ

    diye başlayan Dil-i dânâ kasîdeleri, Mehmed Şemseddin Hazretleri tarafından 1211/1796-97 yılında istinsâh edilmiştir.
  6. Kasîde-i Şeyh İbrâhim Aksarayî. İbrâhim Aksarayî Hazretleri’nin bir başka kasîdesi.

    Hakk der ki: Kenz-i mahfîyem âlemde pinhân olmuşam
    Zâtım münezzehdir velî ismimle insân olmuşam

    beytiyle başlayan bu kasîdeyi Mehmed Şemseddin Hazretleri 1211/1796-97 yılında istinsâh etmiştir.
  7. Risâle-i Tasavvuf. Mehmed Şemseddin Hazretleri bâzı tasavvuf terimlerine açıklama getirmiştir.
  8. Risâle-i Kisvet. Beşinci İmâm Muhammed Bâkır Hazretleri’nin bir risâlesini esas alarak Mehmed Şemseddin Hazretleri’nin ortaya koyduğu, tercüme mi, derleme mi, telif mi olduğunu anlayamadığımız bir eserdir.
  9. İstigâse-i Şeyh Abdülkādir Geylânî. Müstensihi Mehmed Şemseddin Hazretleri’dir.
  10. Menâkıb-ı Şeyh Abdülkādir Geylânî. Gavs-ı Âzam Hazretleri’nin hayatına dâir olan bu risâleyi Mehmed Şemseddin Hazretleri 1207/1792-93 yılında istinsâh etmiştir.
  11. Risâletü’l-Gavsiyye. Mehmed Şemseddin Hazretleri’nin 1204/1789-90 yılında istinsâh etmiş olduğu, Abdülkādir Geylânî Hazretleri’nin Fütûhât-ı Rabbâniyye’sinden bir kısımdır, Arapça’dır.
  12. Risâle-i Vahdet-i Vücûd. Şeyhü’l-Ekber Muhyiddin Arabî Hazretleri’nin Vahdet-i Vücûd risâlesinin tercümesi. Mehmed Şemseddin Hazretleri tarafından 1224/1809-10 yılında yazılmıştır.
  13. Lübbü’l-Lübb ve Sırrü’s-Sırr. İsmâil Hakkı Bursevî Hazretleri’nin bu eserini Mehmed Şemseddin Hazretleri 1207/1792-93 yılında istinsâh etmiştir.
  14. Zübdetü’l-Hakāyık. Aynü’l-Kuzzât Hemedânî Hazretleri’nin Zübdetü’l-Hakāyık adlı eserinin Osmanlıca’ya tercümesini Mehmed Şemseddin Hazretleri 1208/1793-94 yılında istinsâh etmiştir.
  15. Fi Şerh-i Kelâm-ı Ali Radiyallahu Anhu. Hazret-i Ali’nin (k. v.) “Ba altındaki nokta benim” sözünün, Niyâzî Mısrî Hazretleri tarafından şerhi. Mehmed Şemseddin Hazretleri 1225/1810-11 yılında istinsâh etmiştir.
  16. Devretü’l-Arşiyye fî Ahkâmi’l-Ferşiyye. Niyâzî Mısrî Hazretleri’nin bu Arapça risâlesini Mehmed Şemseddin Hazretleri istinsâh etmiştir.
  17. Risâle fî Seyr-i Sülûk. Niyâzî Mısrî Hazretleri’nin Arapça-Osmanlıca kısa bir risâlesi olup, Mehmed Şemseddin Hazretleri tarafından 1225/1810-11 yılında istinsâh edilmiştir.
  18. Risâle-i Deverân-i Sûfiyye. Şeyhülislâm Ali Çelebi’nin devrân hakkında Arapça risâlesi’nin Zenbilli Ali Efendi tarafından Türkçe’ye tercümesi.
  19. Yahyâ Malkaravî Nev’î’nin Keşfü’l-Hicâb min Vechi’l-Kitâb adını taşıyan ve Füsûsü’l-hikem’in bâzı parçalarının tercümesi ve şerhi olan eser. Üç yüz kırk dokuz varak (698 sayfa) tutan bu eserin istinsâhını Mehmed Şemseddin Hazretleri 1227/1812-13 yılında tamamlamıştır.
  20. Terşîhât. Nasûh Mustafâ Çelebi Belgradî Hazretleri’nin bu eserini Mehmed Şemseddin Hazretleri 1227/1812-13 yılında istinsâh etmiş.

Mehmed Şemseddin Efendi bazı eserlerini, şeyhi Mustafa Resmî Âhî Hazretleri’ninkine benzer bir ifâde ile bitiriyor:

Her kim ederse Şemsî’ye duâ
Vere maksûdun Cenâb-ı Kibriyâ

Mehmed Şemseddin Hazretleri, 7 Şevval 1227/12 Ekim 1812 târihinde o dönemlerde İstanbul’u kasıp kavuran vebâ salgınında Hakk’a yürüdü. Âhirete göçtüğü gün icâzetnâme yazıp oğlu Mehmed Muhyiddin Efendi’ye vermiş, ona tâc ve hırka giydirmiştir.

Ahmed İzzeddin Hazretleri

Mehmed Zâkir Efendi, Mehmed Şemseddin Hazretleri’nden sonra postnişînliğin oğlu Ahmed İzzeddin Hazretleri’ne geçtiğini ve onun da kısa bir süre sonra, 1228/1813 yılında Hakk’a yürüdüğünü yazar. Ancak Mehmed Şemseddin Efendi’nin ömrünün son gününde Mehmed Muhyiddin Efendi’ye icâzetnâme vermesi, başka kaynakların Ahmed İzzeddin diye bir oğlundan bahsetmemesi, Mehmed Zâkir Efendi’nin yanılmış olabileceğini akla getiriyor. Doğrusunu Allah bilir.

Mehmed Muhyiddin Hazretleri

Tekkenin postnişînliği sonra Mehmed Şemseddin Hazretleri’nin oğlu Mehmed Muhyiddin Hazretleri’ne geçti.

Mehmed Muhyiddin Efendi, 1212/1797-98 yılında dünyaya geldi. Henüz dört yaşındayken ilk hatmini tamamladı, sekiz yaşında hâfız oldu. Postnişinliğe geçtiği sırada 15 yaşındaydı.

Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin dayısı Süleyman Sâfî Hazretleri’nden de hilâfeti vardır, Muharrem 1261/Ocak-Şubat 1845 târihinde Sâdiyye’den Ejder Tekkesi şeyhi İsmâil Hakkı Efendi’den de Sâdî icâzetnâmesi almıştır.

Mehmed Muhyiddin Hazretleri 1279/1862-63 yılında fenâ âleminden ayrıldı.

Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin hattatlığı

Mehmed Muhyiddin Hazretleri hattat idi. Hat sanatını kimden öğrendiğini bilmiyoruz. Tekkede bulunan “Yâ Hazret-i Şeyh Seyyid Sultan Abdülkādir Geylânî ve radiyallahu anhu” yazılı levha onun kaleminden çıkmıştır. Hazret onu 1265/1850-51 yılında yazmış ve “el-Fakîr, hâdimü’l-fukarâ, hâk-i kadem-i Âl-i abâ, eş-Şeyh es-Seyyid Muhammed Muhyiddin el-Kādirî” diye imzâlamıştır. Hemen hemen aynı istifli, ama farklı boyutlu bir levha, Kabakulak Âsitânesi tevhidhânesinin fotoğrafında da görülmektedir; bu yazının da Mehmed Muhyiddin Efendi’nin olduğuna şüphe yoktur. Tevhidhânede onun hattı ile yazılmış başka levhaların bulunması kuvvetle ihtimâl dâhilindedir.

tekkedeki yazı

Türbedeki ve tevhidhânedeki yazılar

Gene tevhidhâne fotoğrafında, sol üst köşede (bir kısmı) görülen levhada (ikinci satırı Gavs-ı Âzam Hazretleri’nin “bu ayağım bütün velîlerin ensesinin/omzunun üzerindedir” anlamına gelen)

Yâ Hazret-i Şeyh Seyyid Sultan Muhyiddin Abdülkādir Geylânî
kademî hâzâ alâ rakabeti külli veliyullah

sol taraftaki levha

Tevhidhâne fotoğrafında sol üst köşede görülen levha

yazısı da seçilebilmektedir. Bu sözü Mehmed Muhyiddin Efendi Hazretleri dâimâ vurgulamış ve ısrarla üstünde durmuştur, istinsâh etmiş veyâ okumuş olduğu bazı kitabların marjlarına yazmıştır. Levhayı da büyük ihtimalle Mehmed Muhyiddin Efendi yazmış olacak.

kademî hâzâ alâ rakabeti külli veliyullah

Mehmed Muhyiddin Efendi’nin el yazısı

Mehmed Muhyiddin Hazretleri, Niyâzî-i Mısrî Hazretleri’nin Dîvân’ını hüsn-i hat ile yazmışdır. Bu kitab bugün Sermet Çifter Kütüphânesi’nde 87 numara ile kayıtlıdır. Dîvân’ın başında Mehmed Şemseddin Hazretleri’nin mührü bulunuyor. Tâlik yazı ile yazılmış olan bu dîvandan iki sayfayı numûne olarak sunuyoruz.

Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin şiirleri

Mehmed Muhyiddin Hazretleri aynı zamanda şâir idi. Bir dîvânı vardır, ancak kayıptır. Ne yazık ki şu anda Hazret’in bildiğimiz şiirlerinin sayısı dördü geçmiyor.

Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin aşağıdaki şiiri, Turşucuzâde Hâfız Mehmed Efendi tarafından düyek usûlünde segâh ilâhi olarak bestelenmiş ve Kādirî dergâhlarında okunagelmiştir. Bestesi Sâdeddin Nüzhet Ergun’un özel defterinde yazılı imiş, ancak bu defterin nerede bulunduğunu bilmiyoruz, bilenler bize haber verirlerse minnetdâr oluruz.

Yandı bu cânım külhân-ı aşka
Mahv oldu cismim sûzân-ı aşka

Aşk ateşiyle yandı vücûdum
Olmaz nihâyet pâyân-ı aşka

Gavvâs olup dal deryâ-yı Zât’e
Dürdâneler ver mihmân-ı aşka

Aşkın yolunda terk eylerim hep
Cân ile başı cânân-ı aşka

İklîm-i aşka seyyah olaldan
Hizmetler ettim sultân-ı aşka

Muhyiddin olmuş hâk ile yeksân
Çâker-i Şâh-ı merdân-ı aşka

Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin bir başka şiirini aşağıda sunuyoruz. Bu eser Eşrefoğlu Rûmî Hazretleri’nin şiirlerinden birine nazîredir.

Bahr-i vahdet mevciyim yerim mekânım andadır
Kalmışam firkat ilinde izz ü şânım andadır

Mevc urup deryâ-yı ummân hicrete saldı beni
Rûz ü şeb yoktur karârım arzumânem andadır

Pâberehne bir gedâ düştüm diyâr-ı gurbete
İzz ü bahtım tâc u tahtım hânümânım andadır

Mürg-i aşkım çâr erkân bendine bağlanmışam
Nâleden bağrım delindi âşiyânım andadır

Bunda Muhyiddin Muhammed Rûmî dediler bana
Benim adım bu değildir âd u sânım andadır

Şeyh Mehmed Muhyiddin Efendi’nin aşağıdaki şiirini şair Şeref Hanım (doğumu 1224/1809-10, rıhleti 1277/1860-61) tahmis etmiştir.

Biz tarîkat erleriyiz terk-i tecrîd ehliyiz
Serbeceyb-i inzivâyız künc-i tefrîd ehliyiz

Biz hakîkat erlerinin çâkeriyiz sıdk ile
Devr-i devrân ile dâim zikr ü tevhîd ehliyiz

Hâliyâ bahr-i fenâya gark olup varlık vücûd
Şöyle şeydâ vü cünûnuz sanma takyîd ehliyiz

Dar gelir akl âlemi bizler mecânîn erleriz
Münkir-i bedhû sanır kim bizi taklîd ehliyiz

Gel gönül kâşanesinde yak çerâğ-ı vahdeti
Bul tarîk-i fakri zinhâr fakr-i te’kîd ehliyiz

Aşk kânûnunda şehbâz-ı kalender pîrimiz
Süfre-i “el-fakru fahrî” içre te’yîd ehliyiz

Kalb-i Muhyiddin misâli şems-i tâbân aşkını
Şeyh Şemseddin’den aldı nakd-i hurşîd ehliyiz

Hazret’in bir başka şiiri, Kabakulak hazîresinde yatan Seyyid Mehmed Efendi’nin mezar taşındaki manzûmedir.

Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin istinsâhları

Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin istinsâh ettiğini bildiğimiz kitabların listesini verelim.

  1. Çeşitli şiirler.
  2. Niyâzî-i Mısrî Dîvân’ı.
  3. Hüseyin bin Sunullah Gaybî Hazretleri’nin Şerh-i Hutbetü’l-Beyân adlı eseri. Mehmed Muhyiddin Efendi bu kitabı 1236/1821 yılında istinsâh etmiş.
  4. Kasîde-i dest burîden-i hâricî be hâtûn-i hod.
  5. Şerh-i în ebyât-ı Mısrî (k. s.) : Halk içre bir âyineyim her kim bakar bir an görür // Her ne görür kendi yüzün ger yahşi ger yaman görür.
  6. Bir nasîhat.
  7. Mustafa Latîfî Efendi’nin Kitâb-i Havzi’l-Hayât adlı eserini Mehmed Muhyiddin Efendi 1250/1834 yılında istinsâh etmiş.
  8. İlâhî kitabı. Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin istinsâh etmiş olduğu bir ilâhî kitabıdır.
  9. İlâhî kitabı. Çoğu Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin eliyle yazılmış olan bir başka ilâhî kitabı daha vardır.
  10. Nakşî Akkirmânî Hazretleri’nin Aynü’l-hayât adlı mesnevîsi, Mehmed Muhyiddin Hazretleri tarafından yazıya dökülmüştür; şu şekilde sona eriyor: “temmete’l kitâb bi avni’l-mâliki’l-vehhâb ketebehu el-hakîr muhammed muhyiddin an evlâdi hâşimî okuyanlar duâ ede bi hürmeti seyyidi’l-mürselîn yâ muîn yâ hû âmin”.
  11. Ebû Zer’den bir nakil.
  12. Risâle-i Asaliye Mehmed Muhyiddin Hazretleri 1241/1825-26 yılında tamamlamış.
  13. Resûl-i Ekrem Efendi’mizin çocuklarla oynadığını anlatan bir kıssa.
  14. Şeyh Halil Kādirî Efendi’nin Fâiz-i kudsî risâlesi.
  15. Îsâ Halîfeoğlu’nun Câmîü’l-esrâr li’l-muhakkik ve li’l-mukarrib ve’l-ebrâr adını taşıyan ve 16 varak tutan eserinin son yedi varağını Mehmed Muhyiddin Efendi istinsâh etmiştir.
  16. Risâle fî kavâidi ta‘birâti’l-müsemmâti bimi‘râci’l-ervâhi. Cemâleddin Halvetî Aksarayî Hazretleri’nin bir eseri olup Mehmed Muhyiddin Hazretleri 1232/1816-17 yılında istinsâh etmiştir.
    Aynı yazmanın 106b–116a varaklarında Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî Hazretleri’nin Ravzatü’l-vâsılîn fî tarîki’t-tasavvuf adlı eseri, 116b–121b varaklarında Ahmed Kādirî Hazretleri’nin Tâbirnâme’si vardır; her ne kadar müstensih belirtilmemiş ise de el yazısından bu eserleri Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin istinsâh ettiğini anlıyoruz.
  17. Cemâleddin Halvetî Aksarayî Hazretleri’nin Âdâbü’s-sâlikîn adlı kitabı. 1271/1854-55 yılında kısmen Mehmed Muhyiddin Hazretleri tarafından kısmen de tanımadığımız bir başka kişi tarafından istinsâh edilmiştir.

Mehmed Muhyiddin Efendi’nin sanatkarlığı

Mehmed Muhyiddin Efendi, on parmağında on mârifet olan bir kişiydi. Şâirlik ve hattatlığının yanında iyi bir terzi, ciltçi, marangoz, oymacı olduğunu da biliyoruz. Aynı zamanda usta bir aşçı olan Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin kendi eliyle yazmış olduğu bir târifi paylaşalım.

Gül şerâbı. San’atı tâze açılmış kızıl gül yaprağı bir vukiyye dahî bir içi sırlı destiye koyasın. Üzerine üç vukiyye kaynar su koyasın. Bir gün bir gece dura. Andan sonra ol yaprağı muhkem sıkalar, hattâ su eseri kalmaya. Andan toprak tencereye koyub ol kadar kaynatasın ki yarı kala. Kaynarken kefini alasın: sâfî su ola. Andan ol suya bir vakiyye şeker katub âheste ateşte kıvâma getürüb sakla. Vaktinde isti‘mâl ola.

[Gül şurubu. Yapılışı şöyledir. Bir okka tâze açılmış kızıl gül yaprağı sırlı testiye konulacak, üzerine üç okka kaynar su konulacak. Bir gün bir gece bekleyecek. Sonra o yaprak su eseri kalmayıncaya kadar kuvvetlice sıkılacak. Sonra toprak tencereye koyup suyu yarıya ininceye kadar kaynayacak, kaynarken köpüğü alınarak sâf su gibi olacak. O suya bir okka şeker katılıp yavaş ateşte kıvâma gelinceye kadar pişirilecek. Vakti gelince kullanılacak.]

Halîfeleri

Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin iki halîfesini biliyoruz. Bunlardan biri dâmâdı olan Halil Sâmi Paşa, diğeri Yakacık Kādirî Tekkesi şeyhi Mehmed Sadreddin Efendi’dir (doğumu 1226/1811-12, rıhleti 1300/1882-83).

Vefâtı

Mehmed Muhyiddin Hazretleri 1279/1862-63 yılında bekā âlemine göçtü ve tekkenin türbesine sırlandı. Halîfesi Mehmed Sadreddin Efendi vefâtı için şu târihi düşürmüştür.

Sırr-ı Bâzü’l-eşheb idi uçtu Hayy
İrciî bezminde kevser içti Hayy
Bendesi Sadrî dedi târihini
Şeyh Muhyiddin Efendi göçtü Hayy

Câfer Hayrullah Hazretleri

Tekkenin son şeyhi Mehmed Câfer Hayrullah Efendi Hazretleri’dir. Câfer Hayrullah Efendi, Mehmed Muhyiddin Hazretleri’nin dâmâdı ve halîfesi olan Halil Sâmî Paşa’nın oğludur. İstanbul’da 9 Safer 1279/6 Ağustos 1862 tarihinde dünyâya geldi. Post makāmı, Hayrullah Efendi küçük yaşta iken boşaldığı için Şeyh Mehmed Sadreddin Efendi ona nâiblik etmiştir.

Hayrullah Efendi Hazretleri, zikir günlerinde ağzına bir şey koymazdı. Zikir sırasında türbedeki sandukaların üzerindeki tâcların döndüğü görülmüştür.

Câfer Hayrullah Efendi Hazretleri hastalara okur, şifâ olurdu. Tekkenin bulunduğu mahalleyi saran bir yangın esnâsında bir levhayı eline alarak duâ okumuş, yangın tekkeye bir metre kadar yaklaştığı hâlde daha fazla ilerleyememiş ve tekkeye zerre kadar zarar vermemiştir.

Câfer Hayrullah Efendi Hazretleri, Tomar-ı Turuk-ı Âliyye kitablarının yazarı Sâdık Vicdânî ile yazışmıştır, bu kitablarda ondan nakiller vardır.

Mehmed Câfer Hayrullah Bey

Câfer Hayrullah Hazretleri

Yukarıdaki resmi Yeni Târih Dünyâsı dergisinden aldık (birinci cilt, birinci sayı, 17 Eylül 1953, 18. sayfa). Oturan kişi Halil Sâmî Paşazâde Mehmed Câfer Hayrullah Bey, diğerleri halîfeleridir.

Câfer Hayrullah Efendi, 29 Mart 1944 Salı günü fâni âlemden ayrıldı. Kabri Merkez Efendi Mezarlığı’ndadır.

Mehmed Şevkullah Bey

Câfer Hayrullah Efendi’nin kardeşi Mehmed Şevkullah Bey, tambur çalar, beste yapardı. Ne yazık ki besteleri kayıptır. Nakşî Akkirmânî Hazretleri’nin Kitâb-ı Gavriyye adlı eserini 1303/1885-86 yılında istinsâh etmişdir, ve bu nüsha Sadberk Hanım Müzesi’nde Hüseyin Kocabaş Kitablığı’nda 227 numara ile kayıtlıdır.


Hakk’ı erden, eri Mü’min’den iste
Budur sözüm sana şikeste beste

Bu sayfa son olarak 20.05.2012 târihinde değiştirilmiştir.